Antalya Çıkışlı Turlar - Öz Antalya Turizm Seyahat
ANASAYFA HABER ARA ARŞİV GALERİ VİDEO ANKET YENİ WEB SİTEMİZ RSS İLETİŞİM

VİDEO ARA


Girne Kalesi Ve Kaleiçi Müzeleri - KKTC 4K UHD

Açıklama : ISBN 978-605-88104-0-2
Girne Kalesi Ve Kaleiçi Müzeleri - KKTC 4K UHD
Girne’nin şüphesiz en önemli yerlerinden biri Girne kalesidir. 7. Yüzyılda yapılan kaleye her gelen medeniyet tarafından eklemeler yapılarak büyütülmüştür. Şehrin tam merkezinde yer alan kalenin içinde mutlaka görmeniz gereken bir de gemi batığı müzesi vardır. MÖ. 3. Yüzyılda batan gemi dünyanın en eski gemi batığıdır.
Birçok buluntunun çıkarıldığı Akdeniz köyü, Adanın batısında uçsuz bucaksız bakir kumsalı ve güneşin batışının en güzel seyredildiği konumu ile oldukça büyülü bir yer. Biraz sapa bir yerde olduğu için çok fazla turistik olmasa da fırsat bulunca mutlaka görülmesi gereken bir yer.
Girne kalesi, Orta Çağ’dan günümüze sağlam olarak gelen ender kalelerdendir. Kale, dikdörtgen şekilde inşa edilmiştir. Osmanlılar 1570 tarihinde kaleyi fethettikten sonra, kaleye girişi sağlayan asma köprünün yerine günümüzde kullanılan ve kale ile uyum sağlayan taş köprüyü yapmışlardır.
Osmanlı Amirali, Kaptan-ı Derya Cezayirli Sadık Paşa’nın Kabri giriştedir. Kale Müzesinde görülecek pek çok ilginç tarihi eser vardır. Kalenin burçlarında sergilenen çeşitli dönemlere ait eserler görülmeye değer niteliktedir.
İlk çağlara ait yerleşim yerlerinden Vrysi, Kırnı, Akdeniz Mezarlarının canlandırılmış bölümleri ile Venedik, Luzinyan Kuleleri, Zindanlar, St. George Kilisesi, Sarnıç ve Batık Geminin bulunduğu mekanları gezerken kendinizi o günlerde yaşıyor hissedersiniz.
Girne Kalesinin büyük iç avlusunda konserler düzenlenmektedir. Gece ışıklandırılmasıyla Kale ve Antik Liman önemli bir turizm kenti olan Girne’ye muhteşem bir değer katmaktadır.
Girne Kalesi, milattan sonra 7.yüzyılda yoğun Arap akınlarına karşı yapılmıştır. Haçlılar zamanında Lüzinyan'lar tarafından yeniden yapılandırılmış olan kale Venedikliler zamanında geniş bir yapısal değişim ve eklemeler yapılarak o dönemde Kıbrıs’a akınlar düzenleyen Osmanlılara karşı tahkim edilmiş ve günümüze kadar bu yapısıyla gelmiştir.
Batık Gemi Müzesi
M.Ö. 300 yıllarında Akdeniz’de seyrederken fırtınaya yakalanarak batan, 80 yıllık yaşlı ticaret teknesinin gövdesi sergilenmektedir. Teknenin omurgası, batık gemiler arasında en eski olanıdır.
Ambarından çıkarılan çeşitli anforalar, hububat değirmenleri, alet edavatlar, günümüze kadar çok iyi bir biçimde korunarak gelen badem, zeytin ve bazı tohumlar, kaleyi ve özellikle bu müzeyi ziyaret edenlerin ilgi odağı olmaya devam etmektedir.
Batık Gemi Müzesi, Girne Kalesi’ndeki odalardan biri olup, tarihin en yaşlı ticaret gemilerinden birisine ev sahipliği yapmaktadır. Milattan önce 3. yüzyılda bir fırtına sonucunda, Girne Limanı'na 800 metre açıklıkta battığı tahmin edilen Suriye ticaret gemisi, 1969 yılında uzman bir ekip tarafından su üstüne çıkarılmış olup bugünkü yerine nakledilmiştir.
Müzede geminin yanı sıra taşıdığı yük olan 400 şarap amforası, 9.000 badem, 29 mesafe taşı, 4 tahta kaşık, 4 kavanoz zeytinyağı, 4 çuval tuz ve 4 fıçı alkol de sergilenmektedir.
1967 yılında balçığa gömülü durumda saptanan bu gemi 1968-1969 yıllarında pensilvanya üniversitesinden mlchael katzev başkanlığındaki bir heyet tarafından gün ışığına çıkarılmıştır.
Güney Doğu Venedik Kulesi
Girne Kalesinin Güney-Doğu'sunda bulunan yuvarlak planlı bu kule Erken XVI. yüzyıl Venedik Dönemi mimarisi tarzındadır. Kuleye tonozlu dik bir rampadan girilmekte ve kale avlusu düzeyinden oldukça aşağıda bulunan dikdörtgen planlı, hava delikli tonoz çatıya sahip bir odaya ulaşılmaktadır.
Bu odanın Doğu ve Güney duvarlarında, Venedik askeri mimari özelliklerini yansıtan, iki katlı top konuşlandırma noktaları yer almaktadır. Birçok top yerleri, ilk kez 1936 yılında İngiliz Sömürge İdaresi döneminde Eski Eserler Dairesi tarafından, mahkûmların çalıştırılması suretiyle ortaya çıkarılmıştır.
Şu anda bu kulede, top atışı hazırlığı yapan Venedikli askerler, dinlenen askerler ve benzeri canlandırmalar sergilenmektedir.
Vrysi Ev Mimarisi Ve 1 Numaralı Ev
Bu seksiyonda canlandırılan 1 numaralı Vrysi evi, kazısı yapılan batı bölgesinin kuzeyinde yer almaktadır. Ev yeniden inşa edilirken gerçek boyutlarında ve tüm mimari özelliklere sadık kalınarak yapılmış ve Vrysi evlerinde olduğu gibi yöresel malzeme kullanılmıştır.
1 nolu evi diğer evlerden ayıran özelliklerden birisi ev içinde "Arı duvarı" denilen ve odayı kısmen ikiye ayıran fonksiyonu tam belirlenemeyen bir duvardır.
Canlandırması yapılan 1 numaralı evde çok sayıda seramik kırığının yanı sıra, iğne,taş balta, öğütme tasları, balta bileyici gibi çeşitli aletler de ortaya çıkarılmıştır. Bu evde ayrıca buğday, arpa, mercimek, zeytin ve incir kalıntılarının bulunması, ev sakinlerinin bu gıdaları tükettiğini göstermektedir.
1 Numaralı ev 6 kültür tabakasından ibaret olup buradaki canlandırma en üst kültür tabakasının 1' nci ve 2’ nci kültür katlarına aittir. Bu ise Geç Neolitik dönemin orta evresine, yani yaklaşık olarak M. Ö.4100 yılına denk gelmektedir.
Vrysi Neolitik Yerleşim Yeri
Girne’nin yaklaşık 10 km veya altı buçuk mil doğusunda denize uzanan küçük bir burun üzerinde yer alan Vrysi Neolitik dönemin son evresine tarihlenen M.Ö.4410-3750 arası bir köy yerleşim yeridir.
Şu anda büyük bir bölümü toprak altında bulunan yerleşim yerinin 575 m2'lik batı kısmı, 1969-1974 yıllan arasında Glasgow ile Birmingham üniversiteleri adına Prof. Dr. E. Peltenburg tarafından gerçekleştirilen arkeolojik kazılarla açığa çıkarılmıştır.
Doğal ya da insan eliyle açılmış çukurlar içine inşa edilen köy evleri genellikle yer seviyesinin altında bulunmaktadır. Köyün yer seviyesi altında olması, kötü iklim şartlarından korunma ve yabancılardan saklanma seklinde yorumlanmaktadır.
Kazılar sonucu burada tek hücreli veya odalı toplam 17 ev açığa çıkarılmıştır. Yan yana bitişik düzende yapılan bu evlerin aralarında dar geçitler bulunmaktadır.
Yerleşim yerinde bol miktarda seramik parçası taş lambalar, öğütme taşları, yonga taş artıklar, çakmak taşı ile obsidyenden yapılmış aletler, kemik iğneler ve ağırlık taşları bulunmuştur. Burada ayrıca, koyun, keçi, domuz geyik ve köpek kemiklerinin yanısıra buğday, arpa zeytin incir ve üzüm kalıntıları da ele geçirilmiştir.
Bu buluntulara dayanılarak; köyde yaşayan insanların seramik yapmasını bildikleri ve hayvancılık, avcılık, balıkçılık, özellikle de tarımla uğraştıkları anlaşılmıştır.
Vrysi'de gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda ev içleri ve dışında herhangi bir ölü gömme adetine rastlanılmamış ve bir mezarlık alanı tesbit edilmemiştir. Ancak Vrysi yerleşim yeri kazısının tamamlanmadığı göz önüne alınacak olursa, ileride yapılacak kazılarda ölü gömme adetleri veya diğer buluntularla ilgili yeni veriler elde edilebilecektir.
Kırnı (Pınarbaşı) Köyü Tunç Çağı Mezarı
Müze odasında canlandırılan mezar, Girne kazasına bağlı Pınarbaşı Kimi köyü yakınlarındaki Hüsnü Kayası mezarlık alanında açığa çıkarılmıştır. Mezar kazısı 1992 yılında Eski Eserler ve Müzeler Dairesi tarafından gerçekleştirilmiştir.
Havara toprağa kazılarak yapılan mezar Dromoslu yani mezar yolu ve üç odalıdır. Yaklaşık dikdörtgen planlı dromosun güney ile kuzey duvarında çocuklara ait küçük birer mezar odası ve doğu duvarında ise yetişkinlere ait daha büyük bir ana mezar odası bulunmaktadır.
Dromos kazısı sırasında bulunan ve önceki gömülere ait olan seramik kırıklarına dayanılarak mezar odalarının çeşitli zamanlarda ölü gömme amacıyla açılıp kapatıldığı anlaşılmıştır.
Mezar odalarının kapıları, kenarlarında fellik taşları denilen küçük dolgu taşlar bulunan kapak taşlarıyla kapalı durumdaydı. Güneydeki mezar odasında 26, kuzeydeki mezar odasında 25 ve doğudaki ana mezar odasında 81 adet buluntu ele geçirilmiştir. Ölü hediyesi olarak anılan bu buluntuların “öte dünyada” kullanılması maksadı ile ölü ile beraber gömüldüğüne inanılmaktadır.
Mezar buluntularına dayanılarak o dönemdeki Kıbrıs insanının Mısır, Filistin, Girit ve Anadolu’nun çeşitli yerleşim merkezleriyle ekonomik ve kültürel ilişki içerisinde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Erken Tunç 2. ile Orta Tunç 2. dönem mezarlar yaklaşık 350 yıllık süre içerisinde kullanılmıştır. Mezar canlandırma bölümünde bulunan eserler orijinal eserlerin kopyasıdır ve orijinal konumlarındadır.
1368 yılında Kral I. Peter’in emriyle kuyu hücreye hapsedilen
ŞÖVALYE JOHNVİSCONTİ
1368 yılında Kral 1.Peter haçlı ordusu toplamak üzere Fransa’ya giderken Visconti’yi sarayını korumakla görevlendirir. Bu dönemde Kraliçe Elenor, Roucha Kontu John de Morphou ile gönül ilişkisine girer ve dedikodular başlar.
Krala sadık Visconti, Peter 1.’e gönderdiği mektubunda, kraliçenin dedikodulara maruz kaldığını ve krala sadakatsizliğine kesinlikle inanmadığını bildirir. Adaya dönen kral, araştırmaları sonunda konuyu Kraliyet Saray Meclisine havale eder.
Politik ve kişisel nedenlerle kraliçeyi cezalandıramayan meclis başka bir suçlu bulmalıdır. Meclis Visconti’yi kraliçeye iftira atmaktan suçlu bulur. Visconti savunması dahi alınmadan bu zindana hapsedilir. Bir yıl burada çile doldurduktan sonra unutulmak ve açlıktan ölmek üzere Bufavento kalesine gönderilir.
Orta Çağda Cezalandırma Yöntemleri
Özellikle Kral Henry 2'nin Kıbrıs Krallığını yeniden yapılandırmak için Kıbrıs'a geldiği 1310 yılından itibaren, Girne Kalesi zindanları kraliyet ailesi mensupları ve şövalyelerle dolup taşmıştı.
Suç işleyen soylular hizmetkârları ile birlikte adi suçlular gibi elleri önlerinde bağlı, kuşakları çıkarılmış, yalınayak ve başları açık, tek hücreli zindanlara atılırlar, suçlarını itiraf edinceye kadar çeşitli işkencelere maruz bırakılırlardı.
Bu zindanlar karanlık ve korkunçtu. İşlenen suçun tespit edilmesi ve ceza verme yetkisi kral ve baronların temsil edildiği Lefkoşa Kraliyet Sarayındaki “Haute Cour” adlı Yüksek Mahkemeye aitti.
Suçlu bulunanlar savunmaları dahi alınmadan darağacına asılma, hançerlenerek öldürülme, başları kesilme, dört parçaya ayrılma, suda boğulma gibi cezalara çarptırılırlardı. Zindanlarda ölen soyluların iğrenç görünümlü kokuşmuş cesetleri esirler tarafından bir halı üzerinde kalenin dışına taşınırdı.
Ancak Lüzinyan Kralları halkı çok fazla tahrik edip kötü imaj yaratmamak için mahkûm edilen soylular ile şövalyelerin unutulmalarını; açlık ve çeşitli işkencelerle zindanlarda ölmelerini tercih ederlerdi.
Lüzinyan Dönemi Zindanları (1191- 1489)
Lüzinyan Dönemi’ne ait bu zindan odaları Kuzey-Güney yönüne uzanan dikdörtgen planlı ve tonoz üst örtülüdür. Girişteki odanın Kuzey ve Güney’indeki geçitlerden, içlerinde kuyu hücreler denilen scutella bulunan zindan odalarına ulaşılmaktadır.
Yazılı kaynaklarda, bu kuyu hücrelerin yer seviyesinin altında olduğu, orijinal boyutlarının 10x7 ayak ölçülerinde, kısımlarının yan yana ve aralıklarla yerleştirilen kalaslarla kapatıldığı kayıtlıdır.
Zindanın kuzey ve odalarındaki kuyu hücrelerde 1367-68 yıllarında yaşanmış gerçek olaylar canlandırılmıştır. Giriş odasındaki zindancı başının içtiği içki Baf ve Limasol bölgelerinde imal edilen Commanderia şarabıdır. Ayrıca güneyindeki zindan odasında dönemin işkence sahneleri canlandırılmıştır.
Joanna L’aleman
Kıbrıs ve Kudüs Kralı 1.Peter’in en gözde metresi Joanna L‘Aleman Kralın çocuğunu taşıdığı için Kraliçe Aragonlu Elenor’un kıskançlıklarından nasibini alır. Kralın seferde olmasını fırsat bilen kraliçe Joannayı huzuruna çağırıp ona hakaret eder.
Joanna sekiz aylık hamiledir ve kraliçe bu çocuğun düşmesini istemektedir. Joannanın karnı üzerine büyük mermer bir havan konarak tuz öğütülür, kötü kokulu ilaçlar içirilir ve daha birçok işkenceye rağmen çocuk düşmez.
Doğum gerçekleştikten hemen sonra üzerindeki kanlar temizlenmeden Lefkoşa’dan Girne’ye, kaleye getirilir ve bu hücreye hapsedilir. Komutana verilen emirle her şeyden mahrum edilir ve çok kötü koşullarda yedi gün geçirir.
Kralın kardeşi olan Prens, Girne komutanını görevden alarak yerine Joannanın akrabası olan Sir Luke d’Antiaume’u getirmesinden sonra ise bir yılını daha iyi koşullarda geçirir.
O sırada Haçlı ordusu toplamak üzere Fransa’da bulunan 1.Peter kraliçenin Joanna’ya yaptıklarını öğrenmesi ile büyük öfkeye kapılır. Gönderdiği mektupla Kraliçeye şöyle der. “Sevdiğim Lady Joanna L’Aleman’a yaptığın kötülükleri duydum.
Bu nedenle sana yemin ederim ki, Allahın yardımı ve iyi talihimle Kıbrıs'a gelince birçoğunun titreyeceği gibi kötü bir şekilde icabına bakacağım. Bu nedenle ben gelmeden önce, o kadına yapabileceğin şeylerin en kötüsünü yap”.
Mektuptan kısa süre sonra Joanna zindandan çıkarılır ve Lefkoşa’daki Franciscan mezhebine ait Santa Clara manastırına gönderilir. Kralın seferden dönemsiyle birlikte saraya geri alınır. Çocuğun akıbeti bilinmemektedir.
Akdeniz Köyü Ve Çevresinin Tarihçesi
Akdeniz köyü ile çevresinin tarihi geçmişini aydınlatabilecek yeterli arkeolojik çalışmalar yapılmadığından, bu bölgenin kesin iskan tarihi bilinmemektedir. Ancak, Akdeniz köyü içerisindeki bir dere yatağında ele geçen “Bodur Hippopotamus'lara ait çok sayıda fosilleşmiş kemik kalıntısı, bu bölge geçmişinin jeolojik dönemlere kadar dayandırılmasına neden olmuştur.
Bu bulgulardan ayrı olarak, Akdeniz köyü ile çevresinde tespit edilen diğer kalıntılar ise, bölgenin Geç Tunç Döneminden M.Ö.1200-1050 arası başlayıp günümüze kadar kesintisiz iskan gördüğünü işaret etmektedir.
Akdeniz köyündeki arkeolojik kazılardan ilki 1929 yılında İsveç Kazı Heyeti tarafından gerçekleştirilmiş ve kazılar sonucunda Akdeniz köyü kilisesinin Güney Batısında, sığ bir vadi yanında, Geç Tunç Döneminden M.Ö.VI. YY’ın sonuna kadar tarihlenen bir açık hava tapınağı olan Temenos açığa çıkarılmıştır.
Yaklaşık 700 yıl süreyle kullanım gören ve etrafı bir duvarla çevrili olan bu kutsal alanda bir sunak ve bir libasyon masası bulunmaktaydı. Sunağın çevresinde yaklaşık olarak 2.000 adet pişmiş toprak boğa modelleri, ibadet eden insan figürleri, savaş arabaları, silahlı askerler gibi eserler bulunmuştur. Değişik boyutlardaki bu eserler şu anda, Rum kesiminde bulunan Lefkoşa Müzesinde teşhir edilmektedir.
1970-1973 yılları arasında ise İtalyan Kazı Heyeti, Akdeniz köyünün Kuzey Batı sahil şeridindeki “Paleokastro” mevkiinde gerçekleştirdikleri arkeolojik kazılarda, Geç Tunç Dönemi ile Bizans Dönemi arasına tarihlenen bir mezarlık nekropol ile bir şehre ait olabilecek işlenmiş düzgün taş bloklar, kiremit parçaları gibi mimari kalıntılar ortaya çıkarılmıştır.
Kısıtlı olarak yapılan kazılara rağmen, bu bölgedeki en eski yerleşimin deniz kıyısındaki “Paleokastro” mevkiinde yer aldığı, daha sonraki dönemlerde ise terk edilerek, bugün Akdeniz köyünün yer aldığı alanda kurulduğu öne sürülmektedir.
Akdeniz köyü Batısında ayrıca, Geometrik Dönem M.Ö. 1050-750 ile Roma Dönemi M.Ö.58-M.S.395 arasında tarihlenen bir mezarlık alanı ve Helenistik Dönem M.Ö.325-58 ile Erken Hıristiyanlık Dönemi arasına tarihlenen bir başka mezarlık alanı daha tespit edilmiştir.
Akdeniz Mezar Kazısı
16-26.12.1986 tarihleri arasında, Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Akdeniz Bölgesinde yer alan bu mezar kazısını gerçekleştirmiştir. Bu kazı yapılmadan önce, 16.12.1986 tarihinde bazı şahısların evlerinde yapılan polis operasyonunda 162 adet eski eser bulunmuştu. Yapılan tahkikat sonucunda eski eserlerin bulunduğu yer tespit edilmiş ve bu veriler ışığında Eski Eserler ve Müzeler Dairesi, kısmen soyulmuş olan bu mezarın kazısına başlamıştır.
Akdeniz köyünün yaklaşık olarak bir mil kadar Kuzey Batısında bulunan mezar, kimilerine göre Paleokastro, kimilerine göre de Sandıklı Taş olarak bilinen mevkilerde yer almaktadır.
Yapılan kazılarda, yüzeyden dört metre aşağıya inildiğinde ana kayaya ulaşılmıştır. Basamaklı bir mezar yoluna yani dromos sahip olup, dromostan sonra bir ön odaya ulaşılmaktadır. Ön oda tavanının yassı taş bloklarla örülü olduğu ancak zaman içerisinde çöktüğü anlaşılmıştır.
Taş blokların cinsi Sadrazamköy-Lidrades Deresinden temin edildiğini işaret etmektedir. Ancak, mezarın tümü ile ön odanın tavan dışındaki bölümleri kumtaşı kayaların oyulmasından meydana gelmiştir. Duvarlar içerisinde yer alan oyuklarda ise yassı kaplama taşları yer almaktadır. Kazı çalışmaları esnasında, duvar kenarlarında aydınlatma amacı ile kullanılan çok sayıda kandil de bulunmuştur.
III ve IV. numara olarak adlandırılan ana mezar odalarının duvarlarında sekiz adet niş ortaya çıkmış ve bu nişlerde yapılan çalışmalarda çocuk ve yetişkinlere ait iskeletlerin yanı sıra çok miktarda kandil, sikke, madeni eserler, cam ile pişmiş toprak eserler ve altın objeler bulunmuştur.
Bu altın objeler, küpe ve yüzük gibi takılardan ibaret olup, daha önce Kıbrıs’ta yapılan kazılarda, bunların benzerleri çeşitli yerlerde ele geçmiştir. Rum kesiminde bulunan Lefkoşa Müzesinde, New-York Metropolitan Müzesinde bu altın objelerin benzerlerini görmek mümkündür.
Sonuç olarak, mezarın anıtsal mimari yapısı ve ele geçen objeler ile sikkelerin tarihlendirilmesi sonucunda, bu mezarın M Ö.325 – 58 arası Hellenistik Dönemden itibaren kullanılmaya başlandığını göstermektedir. Roma Devrinde M.S. I. ve III. YY. de bu kullanımın sürdürülüp, bazı değişiklikler yapılarak Erken Bizans Dönemine M.S.III-VII. YY a kadar da devam ettiğine işaret etmektedir.
---------------------------------------------
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak SÖKMEN
Çekim Tarihi : 14.10.2019
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 16.10.2019
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93
web: www.mehmetsokmen.tv
www.youtube.com/mehmetsokmen1
Anahtar Kelimeler : Girne Kalesi Ve Kaleiçi Müzeleri - KKTC 4K UHD  
Kategori : Yurt Dışı Turlar
İzlenme : 461
Tarih : 06 Kasım 2019
Ekleyen :
Link Ver :
Sitene Ekle :

Öz Antalya Turizm Seyahat Acentası. Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı

Kurulum: Mehmet SÖKMEN