Antalya Çıkışlı Turlar - Öz Antalya Turizm Seyahat
ANASAYFA HABER ARA ARŞİV GALERİ VİDEO ANKET YENİ WEB SİTEMİZ RSS İLETİŞİM

VİDEO ARA


St Nicholas Katedrali (Lala Mustafa Paşa Camisi) Gotik Şahikası Gazimağusa 4K UHD

Açıklama : ISBN 978-605-88104-0-2
St Nicholas Katedrali (Lala Mustafa Paşa Camisi) Gotik Şahikası Gazimağusa 4K UHD
Lüzinyanlar döneminde, 1298 - 1312 yılları arasında inşa edilen yapı, tüm Akdeniz dünyasının en güzel Gotik yapılarındandır. Lüzinyan kralları, önce Lefkoşa'da St. Sophia Katedrali'nde Kıbrıs Kralı, sonra da Mağusa'da St. Nicholas Katedrali'nde Kudüs Kralı olarak taç giyerlerdi.
1571 yılında cami haline getirilene dek, bu törenler yapılagelmiştir. Katedralin en güzel ve en iyi korunmuş olan batı cephesinin mimarisi Fransa'daki Reims Katedralinden etkilenmiştir. Gotik tarzda işlemeli eşsiz bir penceresi bulunan katedralin 16'ıncı yüzyıl Venedik galerisi avluda yer almakta ve günümüzde şadırvan olarak kullanılmaktadır.
Girişteki yuvarlak pencerelerin üzerinde bir Venedik arması görülmektedir. Bazı hayvan figürleriyle süslü kabartmanın Salamis'teki bir tapınaktan geldiği sanılmaktadır. Katedralin apsisi, çoğu Kıbrıs kiliselerinde olduğu gibi, Doğu üslubunda ve üç bölmelidir.
Katedralin giriş bölümünde yer alan tarihi cümbez ağacı olarak bilinen tropikal incir yaklaşık 700 yıllık geçmişi ile Kıbrıs adasındaki en yaşlı canlı varlıktır. Ağacın katedralin inşaatına başladığı 1298 yılında dikildiği söylenmektedir.
Gövdesi 2.70 metreden sonra 7 dala ayrılır. Yılda yedi kez meyve veren ağaç katedralin önüne büyüleyici bir gölge verir. Kökleri Doğu Afrika'ya ulaşan ağaç, güzel bir meyveye sahip olması, sıcak yerler için yarı kapalı gölge bir mekan oluşturma özelliği ve mobilya yapımı için değerli kerestesinin olması nedeniyle eski Mısır'lılar döneminden beri yörede önemliydi. Ağacın meyvelerine halk arasında Firavun meyvesi denmesi belki de buna bağlanabilir.
St Nicholas Katedrali; Osmanlıların Kıbrıs'ı ele geçirmelerinden sonra mihrap ve minber ilave edilerek camiye dönüştürülmüştür. Yukarıdaki pencereler iyi korunmuştur ve batı cephesi ile yanda iki şapel bulunmaktadır. Avlusunda Osmanlı dönemine ait üç mezar bulunmaktadır.
St Nicholas Katedrali; Gazimağusa Suriçi’nin en büyük, en önemli ve en güzel görkemli binasıdır. Ortaçağların en muhteşem Gotik mimarili gökdelenleri olan katedral Osmanlının fethiyle özelliği bozularak camiye çevrilmiştir.
Her ne kadar Türkler bir şehri fethettiklerinde ilk olarak şehrin büyük kiliselerinden birini fetih hakkı olarak camie çevirir, daha sonraki yıllarda da yeni bir cami inşa ederlerdi denilse de, Araplaştırılmış olarak normal bir durumdur. Türkler Arap Dinini kabul etmeden önce asla tarihi yapılara zarar vermezdi. Bu kuralı Mağusa için yarım işletmişler. Şehrin en büyük kilisesini camiye çevirmişler ama daha sonra yeniden büyük bir ulu cami inşa etmemişler.
Osmanlı 9 Ağustos 1571 perşembe günü görkemli bir törenle Mağusa’ya girer. Fetih hakkı olarak şehrin en büyük ve görkemli kilisesini içindekileri boşaltıp minber ve mihrab ilave ettikten sonra camiye çevirir ve Lala Mustafa Paşa ilk cumayı maiyetindekilerle birlikte 17 Ağustos 1571’de burada kılar.
Sinan Paşa da bir yıl sonra katedralin çan kulelerine minare ekler. Kuşatma esnasında isabet eden güllelerle dökülen taşlar yerine konulur, yıkılanlar yapılır. Bunu yaparken de genel görünüşü muhafaza ederler. O kadar muhafaza ederler ki Sinan Paşa’nın fetihten bir yıl sonra çan kulesine eklediği minaresi olmasa cami olduğu hiç anlaşılmaz.
Farklı olasılıklar bağlamında düşünülebilir ki; Osmanlı burada acaba neden bir cami inşa etmedi? Suriçinde isteseler mutlaka cami yapacak bir yer bulabilirlerdi. Bu katedralin mihrabının eğri olmaması, uzun ve çok sayıdaki pencereden güneş ışınlarının içeriyi aydınlatması, dolayısıyla içinin camiye benzemesi burası yeter diye düşünülmüş olabilir. Diğer önemi neden sanki ulu bir cami yapacak kadar nüfusunun olmaması. Belki çok daha fazla yanıtı vardır bu sorunun!
Ortaçağların gökdelenleri Katedrallerin görüntüsündeki değişim gotik mimari ile başladı. Kaderin garip cilvesi gotik mimariyi başlatan Fransızlar da aynı yüzyılda Kıbrıs’ı yönetmeye başladılar. Doğal olarak Kıbrıs birçok Avrupa kentinden daha önce tanıştı gotik mimari ile.
Geniş iç alanları ortaya çıkaran kaburga tonozlu yüksek tavanlar, ışığı içeri etkileyici bir şekilde alma çalışmaları sonucu gelişen muhteşem sivri kemerli uzun pencereler, yukarıların aşağılardan üstün olduğunu gösterircesine dik ve süslü yapılan kuleleriyle gotik katedraller Bizans ve Roma mimarisinden farklı idi.
Taşıyıcı unsurların estetik işlevi de yüklenmesi iç mekanları daha da zenginleştirdi. Bu mimari özellikler mantık ve hesap olmadan yapılamazdı. Bir nevi inançla mantığın birleşimi denilse de yüksek matematik mühendisliğinin eseridir.
Birleşen sadece inançla mantık ilişkisi değildi. Siyaset ve din kurumları yerlerini belirliyordu. Bir şehirde bir katedral inşa etmek kralın iznine bağlı olması siyasetin din karşısında artık ben de varım, demesinin farklı bir yoluydu. Bu yöntem aynı zamanda kralın gücünü gösteriyordu.
Dönemsel zamanlarda Krallar bir imparatora bağlı olsalar bile milletlerinin gücünü katedraller üzerinden göstermeye başladılar. Araştırmacılar modern devletin doğuşunu buralardan başlatırlar. Aslında Avrupa’yı Avrupa yapan değerlerin en belirgin dönüm noktasıydı denilebilir.
Lusignanlar tarafından 1298-1312 yılları arasında tam 14 yılda katedral olarak inşa edilen bu yapı Frenklerin Avrupa dışında günümüze kadar ulaşmış en görkemli mimari eseri kabul ediliyor. Onlardan farkı çok aydınlık, ferah ve geniş alanlarının olmasıdır.
Bunda gotik özelliklerinin yanı sıra sade tefriş edilmesinin, duvarlarının sarı taştan olmasının ve tavanının beyaza boyanmasının da rolü var elbette.
St Nicholas hem girişi hem de içiyle Batı Avrupa’dakiler kadar büyük olmasa da yine de görkemli ve haşmetli bir yapı. Fransızların mimaride getirdikleri yenilikleri uyguladıkları bu bina etrafındaki bir grup yapı ile de desteklenen bir külliye konumundaydı.
Biri halk için, diğeri ruhbanlar için yapılmış iki kilise, bir vaftiz evi, bir piskopos evi, papaz adaylarının kaldığı yer, bir hastane ve bir de okul olurdu. Çoğu günümüze kadar gelmiş.
1735 yılında olan depremin çok yıkıcı tesirleri olmuş. Depremden sonra yıkılan yerler tamir edilmiş. 1741 yılında da şiddetli bir deprem daha olur ve Sinan Paşa’nın yaptırdığı minare de yıkılır. Ama bu ilk yıkılışı olmayacaktır.
Kulelerin birinin üzerinde ayakta duran minare 1930’da yıldırım düşmesi sonucu hasar görünce İngilizler ana yapıya kadar yıktırıp yeniden yaptırmışlar. Bu sefer minarenin sekizgen olması ana gövdeyle uyumlu olmasını sağlamış. Olması gereken hiçbir tarihi yapının orijinal bütünlüğüne zarar vermeden korunmasıdır. Ama dinler arası cehalet bunu hep engellemiştir.
St Nicholas Katedrali Mağusa Aya Sofyası olarak ta bilinir. Mağusalılar arasında Büyük Camii olarak meşhur camiin birkaç ismi var. Biri Ayasofya-ı sağır, yani Küçük Ayasofya Cami. Büyüğü Lefkoşa’da, bir diğeri Mağusa Ayasofyası. Kıbrıs müftüsü Dânâ Efendi’nin kararıyla 1954’te Lala Mustafa Paşa camii olarak değiştirilir ismi.
Aya Sofya denmesinin nedeni taç giyme törenlerinin yapılıyor olmasından olsa gerek. Lusignan krallar tahta geçtiğinde iki defa taç giyerlerdi. Çünkü hem Kıbrıs’ın hem de Kudüs’ün kralı olurlardı. Kıbrıs kralı olarak Lefkoşa’da, Kudüs kralı olarak da Kudüs’e en yakın yerde Mağusa’da taç giyme töreni yapılırdı.
O yüzden her iki katedralin girişinin üzerinde ters çevrilmiş taç şeklinde süs var. Mağusa’da en son yapılan tören ise taç giyme değil de taç çıkarma töreni olmuş. 1489’da Venedikliler Ada’ya hakim olunca son kraliçe Caterina Cornaro bu kilisenin önünde tahtından ve tacından feragat etmiş ve kendisi için ayrılan ikametgaha çekilmiş.
Süslemeleriyle göz kamaştıran ana kapı çok görkemli güzellik sunar.
Camiin içine ne zaman girilirse girilsin etrafına bakmaktan kendisini alamaz insan. Pencereleri, üç sahanda sıra sıra dizili kaburga tonozlarıyla muhteşem tavanı, hayvan figürleri ve geometrik şekillerle süslü kapıları, hepsi birbirinden farklı işlemeler ve oymalarıyla süslü duvarları önünde saatlerce kalınabilir.
Uzaktan bakıldığında bir kalbe benzeyen altından bakıldığında ise sıradanlaşan kubbesi gibi küçük mimari detaylarla ve oyunlarla adeta bir görsel şölene dönüştürülmüş yapı.
Asıl ihtişamı taşlardaki süslemelerden gelir. Tam bir Gotik mühendisliği şahikasıdır. Katedralin girişinin olduğu cephesine dikkatle bakıldığında, kesme taşlardan yapılmış batı kısmında, yaprak şeklinde örgülü pencere kalkanı titizlikle işlenmiş, Fransa’daki Reims Katedraline çok benzeyen üzerlerinde üçgen şeklinde gölgelikleri olan kemerleri büyülü güzellikte oymalı taşlarla süslenmiş üç ana giriş kapısı var.
Orta kapının üst kısmında ağ biçimindeki bir çerçeveliğe sahip görkemli bir pencere daha var ki görülmeye değer. Hz. İsa’nın Ego sum janua, yani ben kapıyım, sözü katedrallerin kapılarının bu kadar görkemli olmasının bir nedeniymiş.
Ortadaki kapının sağı ile solunda yer alan kapıların üst kısmında aydınlatıcı birer pencere görülmektedir. Fetihten sonra camie çevrilince güney duvarındaki kapı taşlarla örülerek kapatılmış.
Yapının kuzey duvarının karşısındaki kalıntılar başpiskoposluk sarayı olarak kullanılan binaya aitti. Hemen yanı başındaki küçük yapı ise bir zamanlar katedralin deposu olarak kullanılıyordu.
Katedrallere genellikle krallar ve piskoposlar defnedilir. Bahçesine ise büyük bağışçılar ile kraliyet ailesi yakınları için bir mezarlık bulunur. Camiye çevrildikten ve Mağusa Türkleştikten sonra Türkler de mezarlık olarak kullanırlar.
Meraklı İngilizler 1928’de apsisin dış tarafını kazarlar. Kazılarda birçok mezar kalıntısı ortaya çıkar. Türklere ait olduğu anlaşılan mezarlar surlar dışındaki Müslüman mezarlığına nakledilir. Caminin kadınlar kısmında da Lusignan Kralı II. James ile yetim kalan oğlu III. James’in yanı sıra 1365 yılında denize girdikten sonra zatürree olup ölen Piskopos İtier De Nabinaux’un da mezarı var. Ve en son defnedilen Kıbrıs’ın son kralı Jacques de Lusignan imiş.
Batı tarafındaki duvarların önünde Venediklerden kalma olduğu söylenen küçük ama güzel bir şadırvan var. Tabi Türkler bu şadırvanı elden geçirip daha da güzelleştirmişler.
700 yıllık cümbez ağacı görülmeye değer ve ihtişamıyla göz kamaştırıyor. Lala Mustafa Paşa Camiin hemen önünde camiiden çıkışta sağ tarafta rivayete göre katedralin yapımına başlandığı yıl dikilen asırlık bir cümbez ağacı var.
Bilinen en yaşlı cümbez ağacı senede yedi defa meyve veren bir incir türüdür. 15 metreyi bulan boyu, 1,5 metrelik çapı ve yukarı doğru dağılan altı dalı ile oldukça görkemli olan, dallarının bir bölümü ile Namık Kemal Meydanı’nı bir bölümü ile türbenin bulunduğu yönü gölgelendiren bu ağacın altındaki banka eğer boş bulursanız birkaç dakika da olsa oturup çevreyi seyretmeyi ihmal etmeyin.
---------------------------------------------
Kamera/Metin Yazım : Mehmet SÖKMEN
Seslendirme : Rüksan Atak SÖKMEN
Çekim Tarihi : 12.10.2019
Prodüksiyon Yapım Tarihi: 28.10.2019
Video Prodüksiyon Yapım, Yayın Ve Yönetmeni: Mehmet SÖKMEN - 0532 525 84 93
web: www.mehmetsokmen.tv
www.youtube.com/mehmetsokmen1
Anahtar Kelimeler : St Nicholas Katedrali (Lala Mustafa Paşa Camisi) Gotik Şahikası Gazimağusa 4K UHD  
Kategori : Yurt Dışı Turlar
İzlenme : 145
Tarih : 06 Kasım 2019
Ekleyen :
Link Ver :
Sitene Ekle :

Öz Antalya Turizm Seyahat Acentası. Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı

Kurulum: Mehmet SÖKMEN